Türkiye’de Solun Kökenleri
Düzenler,kişisel ve ekonomik çıkarları sağlamak için uygulanırken,ekonomik gereksinimlerden ideolojilerini kaybediyorlar.Komünizm ve Kapitalizm bunun en uç örneğidir.
SEİGNORİALİZM
İngiltere Kralı Alfred,herkesin bir efendisi olması gerektiğini söylemişti.Avrupa’da Ortaçağlarda yaygın olan bu idare şekli,arazi sahipleri(lords) ile işçi/çiftçi/kul arasındaki sosyal bağıntıydı.Büyük salgının işçi sınıfının kırması,çalışma gücüne artan ihtiyaç,Pazar ekonomisinin yerleşmeye başlaması,efendileri ‘kul’larının özgürlüklerini satın almalarına ve serbest hareketlerini kabul etmeye zorlayarak sistemin çökmesine,serbest işçi sınıfının doğmasına neden oldu.
FEODALİZM
Avrupa’da,Roma İmparatorluğu’nun ve Şarlman hanedanın çökmesiyle oluşan güç boşluğu ve düzenli orduların yok olması feodalizmi doğurdu.Çok zaman Feodalizmin savaşlara neden olduğu iddia edilse de,savaşa hazır olma gereksinimi Feodalizm’in doğmasına neden olmuştur.Büyük arazi sahiplerinin ellerindeki araziyi kullandırma hakkına karşı vasal’larından vergi vermeleri,hizmette bulunmak,savaşçı yetiştirmek ve savaşa katılmak antlaşmasına dayanırdı.İntizamlı yetiştirilmiş profesyonel orduların oluşturulmasıyla son buldu.Feodalizmde otoritenin kontrat ile oluşturulması fikirleri,Batı medeniyetinin politik gelişmesine de yardım etti.
FAŞİZM
Musolini’nin gelişiyle,1919’da ortaya çıkmış,isimi,birleşme anlamına gelen Fascio kelimesinden doğmuştur.Yükseltilmiş bir etnik köke dayandırılarak,bir ülkenin sosyal,ekonomik ve kültürel yaşamını yeniden yaratan politik ideolojidir.İnsan haklarını,serbestiyi ve seçim haklarını ve demokrasiyi reddeder. Birçok uygulamada aşırı sağa,ırkçılığa ve bağnazlığa kaymış,çok kan dökülmesine neden olmuştur.
Tutuculuğa karşıtlığı,etnik ayrılık ve milli yenilenme hayaline ve milli bir tehlikeyle karşı karşıya olma esaslarına dayanır.Yeni bir toplum yaratmayı iddia ederken,erkinciliği,bireyciliği ve komünizmi reddeder.Parti çıkarlarına aykırı düşen bütün bilimsel,ekonomik ve akademik hareketlere karşıdır.Din inancından doğabileceği gibi aynı zamanda dini amaçlarına alet ederek,şiddet ve saflık peşinde koşar.
Faşizm başka ülkelerde de benzer şekillerde ortaya çıkmış fakat devamlı olamamıştı.En verimli örneği İspanya Franko rejiminde görülmüş olsa da,İspanya ancak Franco’nun ölümünden sonra baskından kurtulunca.çağdaş ülkeler sırasına girebildi.Tito’dan sonra Yugoslavya hemen parçalandı.
SOSYALİZM
Her ne kadar bazı ülkelerde Sosyalizmin Kapitalizmi yok edeceği amacı güdülürse de,halen ABD’de,İngiltere’de ve başka birçok demokratik ülkelerde Sosyalist partilerin ilkesi şöyledir:Üretimin devlet mülkiyetinde olmasını,gelirin dağıtımının mevcut başka sistemlerin demokratik, barışçı ve parlamento eliyle değiştirilmesini öngörür.Doğal kaynakların,temel endüstrinin,bankaların,enerji kaynaklarını ve servislerinin millileştirilmesini ister.Endüstrinin ve ticaretin tekellerde olmasına,kamunun çıkarına aykırı olması nedeniyle karşı çıkar.Bir taraftan küçük girişimlerin özel kişilerde olmasını teşvik ederken,diğer taraftan,hisseleri idarecilerinin eline geçmiş olan işletmelerde,mülkiyetin devlete geçmesini arar.

KOMÜNİZM
19.Yüzyıl Avrupa’sında çabuk gelişen endüstrileşme içinde Kapitalizmin yeni bir yoksul grubu yarattığı düşüncesi,Sosyalizmin güçlenerek Komünizmin doğmasına neden oldu.19.yüzyılın son yarısında sosyalizm ve komünizm sözleri birbiriyle değiştirilebilir anlamda kullanıldı.
Karl Marx 1848’te yayınladığı “Komünist Manifesto” ile kapitalist sınıfının çökeltilerek,işçi sınıfıyla değiştirileceği fikrini getirmişti.Karl Marx ve yardımcısı Friedrich Engels,Kapitalizmden kurtulmak için şiddet gerektiren bir ihtilalin olmasının kaçınılmaz olduğuna inanırlardı. Halkın sınıf farklarının kalması,mülkün ve endüstrinin ortak olması ve halkın uyum içerisinde yaşayabilmeleri için,bunun kaçınılmaz bir aşama olduğunu kabul etmişlerdi. Ne Marx ne de Engels sistemin uzun vadedeki uygulamaları hakkında kesin bir fikre sahip değillerdi.Nitekim sistemin otoriter ve totaliter baskısız çalışmayacağı ve ütopya olarak kalacağı kısa zaman içerisinde görüldü.
Sistemin ilk uygulama alanı Rusya ,henüz tamamen endüstrileşmemiş,işçi sınıfı hakim olmayan,hem çok büyük,hem çok yoksul bir ülke olduğundan Marx’ın teorisine tamamen uygun değildi.Vladmir Lenin ve arkasından gelen Joseph Stalin’in uyguladığı kanlı diktatörlük rejiminden ötürü Komünizm,Marx ve Lenin’in ideallerine dayanan totaliter rejim olarak gelişti.Stalin’in zamanı en yüksek ve kanlı devriydi,seksenli yıllarda da Michael Gorboçev’in reform gayretleriyle son buldu.20.yüzyılda bazı düşünürler Komünizmin Marx’ın düşündüğü kadar kapitalizme karşı olmaması gerektiğini savunmuşlardı.Alman Eduard Benstein, revizyonist olarak politik birleşme yoluna giderek evrimsel düzeltmelerle kapitalist sisteme yaklaşmayı önermişti.Bir anlamda Gorbachev’in yapmak istediği de buydu,fakat prestroika ve Glasnost devrimleri tamamlanamadan,aşırı liberal ve tecrübesiz Boris Yeltsin’in gelmesiyle,sistemin tamamen çökmesinin yanında,kapitalizme yaklaşım da başarısızlıklara uğradı.
MAOİZM
Üç bin beş yüz yıllık tarihe sahip Çin halkı hiçbir zaman demokrasiye kavuşamamıştır.Bütün hanedanlar dünyanın merkezi,her gücün başı olarak,çok zaman sanal bir büyüklük inancında,İmparator tarafından yönetilirdi.İmparator ülkenin sınırlarını bile belirlemez,kendisini evrenin hakimi olarak görürdü.Ayrıca merkezi Çin ile Mongol,Tibet,Türkmenistan,Vietnam,Laos,Hunan,Kore… imparatorluk altında yüzyıl boyunca kalmış olsalar bile,biz ve onlar,iç ve etraftakiler,ayrımı süregelmiştir.Her devirde bağımlılık birleşime fırsat verilemeyerek sağlanmıştı.Hiçbir ülkeye benzemeyen Çin’i bugünkü tutumu eskisinden çok farklı görülmüyor.Emperyalist Batı’nın sömürüsünden,Japonya’nın tarizlerinden yıpranmış Çin,1928’de Chieng Kaishek’in gücü ele geçirmesiyle yeni bir tip otokratik rejime girmiş oldu.Aynı yıllarda Mao Zedong ihtilalinin başından beri Rusya’da Komünist olarak yetişmekteydi.1949’da koyu Marksizm,Leninizm,Konfüçyüsizm karışımı inançla Çin Komünist Partisi’ni (ÇKP) kurarak,Çin Halk Cumhuriyeti’nin 1976’da ölümüne kadar başında kaldı.Kısa zaman sonra Komünizm ikinci plana atılarak,aşırı bir otokrasi uygulamasının yanında,eski hanedanlık alışkanlıklarını devama başladı.Mao zamanında Çin’in kısmen kalkınmaya başlamışsa da asıl ekonomik ilerleme Deng Xioping sonra da Şiang Zemin zamanında başarıldı.
Son dönem,ÇKP’nin komünizmi sadece ideolojik olarak yön vermek için kullandığını,ekonomik ilerlemelerin kapitalist uygulamaların otokratik yaklaşımla yürütüldüğünü gösteriyor.Kapitalizm’in beraberinde getirdiği insan özgürlüğü ve hakları,Çin’in bütünlüğünü tehdit eden en büyük unsur olarak beliriyor.1989 Tianenmen Meydanı olayları demokrasinin köklenmesi için bilinçli yapılmış bir uyarıdır.Çin’in uluslar arası teamüle aykırı uyguladığı kapitalizmi,çok çabuk ilerlemesine neden olurken bize her iki sistemin de zayıf taraflarını gösteriyor.

KAPİTALİZM
Kişilerin veya şirketlerin üretimi,ürün ve işgücü alışverişini,çeşitli pazarlarda ve istedikleri fiyat ayarlamaları ile yapabildikleri ekonomik ortamdır.Üretimi,fiyatlamayı,alış-veriş tüketimi,devlet kontrolü olmadan,kendi kendisini ayar eder şekilde çalışacağı düşünülmüştü.On sekizinci yüzyılda başlayan endüstri kalkınmasıyla gelişmiş,büyük bir gelir artımı yaratmıştır. Uzun süre devam eden kalkınma aşırı hızlanma ve yavaşlamalara neden olmuş,büyük şirketlerin birleşmeleri(tröstleşme) sanayide eşitsiz rekabet(monopoli/tekelleşme) yaratarak küçük iş sahiplerine zarar vermiş,1929’daki çöküşle sonuçlanmıştır.Waynard Keynes’in önerilerinden sonra,tröst karşıtı yasalar getirilmesi tekelleşmenin önüne geçmekte kısmen başarılı olmuştur.
YENİ YÜZYILIN SORUNLARI
21.yüzyılda batı dünyasının kapitalizmle gelişmiş büyük güçlerin sadece kendi ülkelerini değil,az güçlü diğer ülkeleri de ekonomik hegemonyaya almasının,demokratik idarelerde emperyalizmin doğmasına neden olmuştur.
Karl Marx:”Burjuvazi,sürekli genişleyen bir pazara ihtiyaç nedeniyle yerkürenin en ücra köşesine kadar gider. Burjuvazi dünyanın her köşesinde yuvarlanmak,yerleşmek,ilişki kurmak zorundadır.Burjuvazi dünya pazarını sömürmek amacıyla gittiği her ülkede üretime ve tüketime kozmopolit bir nitelik kazandırır.Buna karşı çıkan gericilerin tepkilerine aldırmadan ulusal sanayinin üzerinde durduğu zemini yıkar ve ulusal sanayiyi olduğu gibi yok eder.Yok olanların yerini alan yeni sanayi kuruluşları artık yerli ham maddeleri değil,dünyanın en ücra köşelerinden ithal edilen hammaddeleri kullanarak üretim yapar.Ürünlerini yalnızca kendi iç pazarında değil dünyanın dört bir yanında pazarlar.Ülke içinde yapılan üretimle karşılanan talep ve isteklerin yerini,uzak diyarlardan ve iklimlerden ithal edilen ürünlere yönelik talep ve istekler alır.Yerel ve ulusal düzeyde kendine yeterlilikten vazgeçen uluslar karşılıklı bağımlılığı benimser….Kısacası burjuvazi kendi imajına göre bir dünya yaratır” diyerek bugün içinde olduğumuz durumu 159 yıl evvel tahmin etmiştir.
Kapitalizmin babası sayılan Adam Smith de:”Kişisel çıkarlar,kişisel mülkiyet ve satıcılar arasındaki rekabet,üreticileri sanki görülmez bir elle,niyetleri olmayan sonuca,toplumun aleyhine sürükleyecektir” tahmininde bulunmuştur.
VARDIĞIMIZ YER
Marx’ın sözünü hatırlayalım:”Her tarihi çağda hayat şartlarının doğurduğu hakim olan ekonomik sistem,toplumun politik ve zihinsel düzenin tarihini belirler.” Büyük resme baktığımızda:Faşizm her yönüyle günümüzde uygulanamayacak bir rejim olarak belirirken,radikal din bağımlaşmasında tekrar karşımıza çıkıyor.Sosyalist başlangıcın Komünizme dönüştüğü,Komünizmin otoriter bir rejim olmadan çalışmadığı izleniyor.Rusya,Çin,Küba,yeni uyanan güney Amerika ülkeleri,bunun örneklerini oluşturuyor.Rusya’nın seksenli yıllarda Komünizm’in çökmesiyle Pazar ekonomisine yani kapitalizme kaydığı halde,demokrasi ile başarılı olamadığı ve Putin’in tekrar getirdiği otokratik yöntemlerle, Sosyal-Kapitalist uygulamalarında,kısa sürede başarıları izleniyor.
ABD’nin komşuları Orta ve Güney Amerika ülkeleri,demokratik rejimin en çok tesirinde olmaları gerekirken,Kapitalizmin yozlaştırılmasından ve ABD emperyalizmine olan tepkilerinden,tekrar komünizme,otoriter rejimlere dönüş yapıyorlar.
Yarım asırdan fazladır komünistlik kisvesinde otoriter idaredeki Çin’in,bir yandan en koyu Marksizmi uygularken,diğer yandan en ileri Kapitalist yöntemleri,ABD’nin kopyası denebilecek bir nitelikte,aşırı devletçilikle uyguluyor.
Toplumlara eşitlik ve refah sağlanması beklenen Marx’ın ütopyası Komünizm,yardım edeceği kişilere otokrasi uygulaması gerektirdiğinden,çalışmıyor.
Her kişiye ve girişimciye iş ve kişisel yaşamında özgürlük,eşitlik ve refah hedefleyen kapitalizm,gene kişinin ihtirasına kurban giderek,küresel monopoliye,hegemonyaya,emperyalizme dönüşüyor,toplumların zararına,kısıtlı tröstlerin yararına çalışmaya başlıyor.
En demokratik sistem bile,insan ihtirası,’daha fazla’ isteği ve iktidar tutkunluğu,üstün güç,aşırı servet peşinde,kişisel boyutlarından,ülkelerarası evrensel boyutlara uzanarak,akamete uğruyor,hiçbirisi mükemmel çalışmıyor.

SOL ve TÜRKİYE
Ekonomik koşulların egemen olacağı 21.yüzyılda,insan özgürlük ve haklarına yer vermeyen hiçbir rejimin etken olması beklenemez.Bu tür uygulamalar kendilerinden evvelki deneyler gibi geçici olacaktır.Sorun demokratik kuralları serbest ekonomi kurallarıyla bağdaştırabilip,küresel hegemonyaya ve emperyalizme dönüştürmeden uygulayabilecek yöntemleri bulmak ve çalışabileceği ortamı yaratmaktır.Saygın bir idare için,Sosyalist-Kapitalizm gene en uygun temel olarak biliniyor.
Dünya çökmüş sistemlerle bocalarken,Türkiye Atatürk’ün,seksen yıl evvel bugün gerekeni seçip uyguladığını unutmuş,akıntıda sürükleniyor.
Türkiye’de solun ne olduğunu anlamak önümüzdeki seçim yılında çok önemlidir.Yalçın Doğan’ın 28 Şubat’ta Hürriyet gazetesinde çıkan,”AKP’yi iktidara SOL getiriyor,……..”başlıklı yazısının uzun yıllardır belirsizliğini koruyan sol sorusunu yeniden gündeme getirmesi gerekirdi.
Türkiye’de sol denildiğinde ne anlaşılması gerektiğini Üstad İlhan Selçuk 1968 de çıkan yazısında şöyle izah etmiştir:”Sol kavramı gökten yere inmiş değildir.Batı Avrupa’nın parlamento tarihinde doğmuştur,halktan yana olan ve ileri fikirler taşıyan milletvekilleri,meclislerde solda oturduklarından bu soy akımlara ‘sol’ adı verilmiştir.Eğer vaktiyle Fransa’da Cumhuriyetçiler sağda ve Kralcılar solda otursalardı,belki de bugün sağcılara solcu,solculara sağcı denecekti… Zenginlere karşı yoksulları savunan milletvekilleri ‘solcu’ adıyla anılmışlardır;teokratik(dinci) devlet anlayışına karşı laikliği savunanlar da solcudurlar.Solculuk ve sağcılık tarihsel çizgisi içinde durmadan gelişir…” “Türkiye’de ümmetçiliğe karşı milliyetçilik solculuktur;padişahlığa karşı Cumhuriyetçilik solculuktur…”
Kısacası Türkiye’de sol kullanımının yukarıdaki Komünist rejimiyle bağlantısı yoktur.Partilerin sağ sol olarak belirlenmesi günümüzün daha önemli sorunları karşısında itici bir ayrılık yaratmaktadır.Sol ve solculuk,komünistlik anlamına gelmez,bu bilinmelidir.
Yalçın Doğan yazısına şöyle devam ediyor:
“…………. Sorumlu Baykal.Sol bir araya gelse,AKP’nin iktidar şansı yok.AKP şanslı çünkü Sol’un dağınıklılığı AKP’ye yarıyor.Çünkü Sol’un bir araya gelmesini Baykal engelliyor…”
CHP doğurduğu tehlikenin farkında mı ?
